+ Ana Sayfam Yap     + Sık Kullanılanlara Ekle     + Firma Girişi  
Ana Sayfa Haberler Firma Rehberi Şehir Pazarı Emlak İlanlar Araba Fikir Köşesi Fotoğraf Şehir Rehberi İletişim
 
   VAHYİN PENCERESİNDEN
  Hasan SUNGUR
   GÜL YETİŞTİREN ADAM
  Yakup ŞEKER
   BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM
  ERHAN KARAOĞLAN
   GÜNÜN YORUMU
  EDİBALİ YORULMAZ
   EĞİTİMCİ GÖZÜYLE
  ALİ YALÇIN
   SAĞLIKLI YAŞAM UZMANINIZ
  HERBALİST LOKMAN GÜZEL
   REHBERİ KURAN OLAN
  RAMAZAN KAYAN
 
Ana Sayfa >> Fikir Köşesi >> Alıntı Yazarlar

ALİ YALÇIN

(................@.......................)
EĞİTİMDE TABULAR YIKILMALI

Sen Şube Başkanı Ali Yalçın ile tam sayfa ropörtaj yayınladı. Ali Yalçın, eğitimde tabular yıkılmalı diyor

Yeni eğitim öğretim yılı başlıyor. İlköğretimim 1. sınıfları 13 Eylül’de okulla tanışacaklar. Velilerde bayram telaşı ile birlikte okul telaşı da başladı. Okullar açılmaya gün sayarken eğitimi Milli Eğitim Bakanlığında en fazla üyeye sahip sendikayla masaya yatırdık. Türkiye geneli 150 bin, İstanbul’da ise 14.500 üyesi bulunan Eğitim Bir Sen’le konuştuk. Eğitim-Bir Sen, Milli Eğitimin ana gövdesinde ve İstanbul’da yetkili sendika. Yetkili sendika demek; bulunduğu alanda en fazla üyeye sahip sendika anlamına geliyor. Alanında yetkili olan İstanbul’un başarılı Şube Başkanlarından Ali Yalçın ile eğitimi konuştuk. Başkan Yalçın; “eğitimde tabular yıkılmalı” diyor.

Sayın Başkan, her eğitim yılı başladığında eğitime mercek tutulur ve haberlerin manşetleri genelde tanıdıktır. İsterseniz tersinden başlayalım. Eğitim alanında olumlu olarak gördüğünüz uygulamalar ve yenilikler nelerdir?
 
 
Sorunuzu cevaplamadan önce Eğitim Bir Sen camiası adına okuyucularımızı selamlıyorum. Ramazan Bayramının, referandumun ve eğitim yılının güzellikler getirmesi temennisi ile başlayalım. Bardağın dolu tarafından başlayarak genele doğru bakmak aynı zamanda pedagojik bir yaklaşımdır. Bunu önemsiyorum. Olumlu gördüğünüz şeyler neler diyorsunuz. Sayın Bakan ve Hükümet yetkilileri bu konuda saatlerce konuşabilirler. Sendikacı olarak ben göze çarpanlardan bazılarını sayayım. Yeni derslik üretimi konusunda takdir edilecek bir ilerleme var. Her ne kadar iyileştirmeye açık alanları konusunda kapsamlı çalışmalar ve analizler eksik olsa da müfredat değişikliği artılardan birisi. Ücretsiz ders kitapları, yetersizde olsa eğitim bütçesinin diğer bütçelerden sembolik olarak fazlalığı, Meslek Liseliler aleyhine üniversiteye girişte katsayı uygulamasında makasın daraltılması, Her ne kadar tartışılsa bile Genel Lise yerine akademik eğitim için Anadolu Lisesi, mesleki eğitim için Anadolu Meslek ve Meslek Lisesi tercihinin benimsenmiş olması başlı başına önemli adımlardır.  Öğretmenlerin tayin ve terfilerinde referansların belirleyici olmaması ve elektronik ortamda yapılan atamalar ile genele yayılması beklenen eğitim yöneticilerindeki metal yorgunluğunun, yönetsel körelmenin önüne geçmeyi amaçlayan rotasyon uygulaması, yönetici atama yönetmeliği konusunda sonunda dikiş tutturulmuş olması olumlu şeyler olarak sayılmalıdır.
 
Sayın Yalçın, son cümlenizden hareketle yönetici atama konusunun 6–7 yıldır gündemden düşmemesinin nedeni nedir sizce?

 
Bu söyleşinin konusunu sadece bu soruya ayırsanız saatlerce konuşabiliriz. Yönetici atama konusunda 6-7 yıldır yaşanan sinir harbi eğitimde çalışma barışına zarar verdi. MEB-Sendikalar-Danıştay arası yaşanan trafik belki en fazla yönetici adaylarını gerdi ama genelini huzursuz etti. Her yönetmelik sonrası “bu yönetmeliği nasıl iptal ettiririz” sorusu bazı sendika merkezlerinin ana gündemini oluşturdu. Eğitime ve eğitimciye en fazla zararın verildiği Metin Bostancıoğlu ve Hikmet Ulubay dönemlerindeki kış uykusu bir anda paranoyaya dönüştü. Bazı sosyal kesimlerin mevcut hükümeti tehdit olarak algılaması ve her yapılanda bir bit yeniği araması bunda önemli bir etken fakat Milli Eğitim Bakanlığı bürokratlarının hazırladıkları her yönetmeliğe yerleştirdikleri art niyetli olduğunu düşündüğüm bazı mayınlar ile bile bile ladeslerle, herkesi hayrete düşüren çelişkili Danıştay kararları hep birlikte değerlendirilmelidir. Dediğim gibi bu konu çok su götürür. Gelinen nokta itibariyle büyük çoğunluğu sendikaların konsensüsüyle şekillenen yeni Yönetici Atama Yönetmeliği ufak tefek defoları saymazsak dikiş tuttu gibi. Bu yönetmeliğin uygulanmasında en fazla merak edilen konu, acaba kıdemli okul müdürleri rotasyona tabi tutulabilecek mi sorusuydu.
 
Peki, rotasyon sağlıklı şekilde uygulanabildi mi?
Uygulama öncesi öngörülemeyen bazı hoşnutsuzluklarla birlikte genelde uygulandı. Aynı okulda 5 yılını doldurmuş okul müdürleri, yetiştiremeyen birkaç küçük il hariç genelde rotasyona tabi tutuldu. Ama bununla yetinilmemeli. İl Müdürleri, Yardımcılar, İlçe Müdürleri, Şube Müdürleri de mutlaka rotasyona tabi tutulmalıdır. Türkiye geneli 5800 yöneticinin yeri değişti. İstanbul’da 850’den fazla müdür zorunlu rotasyona uğradı. 34 yıldır aynı okulda müdürlük yapan eğitimcilerimiz vardı. Bazı okul türlerinde sınırlı tercih imkânı ve bilgisayar kurasına kalma gibi nedenlerle evine uzak mesafelere düşen müdürlerimiz var. Mağduriyeti gidermek için lokal çözümler üretilebilir. İstanbul’da bilgisayar kurası sonucu Anadolu Yakası- Avrupa Yakası arası yer değişen müdürler oldu. Uygulama sonrası herkesin mutabık olduğu tespit: bilgisayar kurası öncesi bir kez daha tercih yapma hakkı tanınabilirdi noktasındadır. Öğretmen atamalarında olduğu gibi Anadolu-Avrupa ayrımı kurada ayrılabilir ve birbirine kapatılabilirdi. Bakanlık yargı konusu olabilir endişesi ile sıcak yaklaşmadı. Sonuç alınabilirliği tartışılsa bile bireyler tarafından tepkisel davalar söz konusu olabilir. Ama yönetmeliğin geneline yönelik rotasyona ilişkin bilgisayar kurası uygulaması için açılmış yürütmeyi durdurma talebi Danıştay ve İdari Dava Dairesince reddedildi. 
 
Bunlar teknik konular biz genele bakarsak eğitimde eleştirdiğiniz konular neler?
Eğitimin en önemli iki sorunu GDÖ (Genetiği Değiştirilmiş Öğretmenler) ve kayıt dönemi nedeniyle velilerin hissedeceği fakat eğitim yöneticilerince her zaman hissedilen finans/kaynak sorunu. Başarı oranı düşük olan okulların çoğunluğunda öğretmen açığı söz konusudur. Kadrolu (4/A’lı) öğretmenlerden başka Ücretli, Vekil, Sözleşmeli (4/B’li) olmak üzere aynı işi yapan fakat farklı özlük haklarına sahip GDÖ’ler mevcut. 700-1300-1600-2000 gibi aynı işi yapan fakat farklı ücret alan öğretmenler var. Eğitim, sağlıktan sonra ucuz işçilikle, mevsimlik işçilikle yapılmaması gereken en önemli iştir. Çakma doktor candan, çakma öğretmen kaliteli yaşamdan eder. Bu sorun çözülmeli. İlköğretim 1–2–3–4 ve 5. sınıflarda her sınıfta başka bir öğretmende okumuş ama ileride başarılı olmuş öğrenci çok nadirdir. Bu önemli bir sorun…
 
Finans/Kaynak sorunu dediğiniz kayıt parası sanırım.
Okullarda ortalama 1 tane bile Yardımcı Hizmetli kadrosunda personel yok. Okullar Aile Birlikleri marifetiyle okula her gelen veliye mendil açılıyor. Veli portföyü ekonomik açıdan düşük olan yerlerde zorunlu bağış almak başlı başına sorun. Büyüklüğüne göre değişse de bir okulda ortalama 5–6 Ücretli Hizmetli çalıştırılmak zorunda. Asgari ücret + SGK primi aylık 5 bin lirayı buluyor. Rutin giderler dahil edilirse asgari 7 bin, 7 bin beş yüz aylık gider söz konusu. Bu, eğitimcileri tahsildarlık yapmaya mecbur kılıyor. İşin içi yüzünü anlamayan velinin gözünde eğitimci kirleniyor. Giderlerini finanse edemeyen çoğu okulda sorunlardan eğitime sıra gelmiyor. Bu konuda Milli Eğitim Bakanı ilk göreve geldiğinde çözüme yönelik sarf ettiği sözleri unuttu. Yerel yönetimler okulların fiziki giderlerini ve temizlik konusunu üstlenmeli. Okul yöneticileri de tahsildarlık için değil eğitim liderliği için zaman ayırmalıdır.
 
Öğretmen açığı ve tahsildarlık dışında eğitimde sorun olarak gördüğünüz konular nelerdir?
Adam doktora gitmiş ve doktor sence vücudundaki en önemli organ neresidir diye sorduğunda adam; ayağım demiş. Çünkü ayakkabısı ayağına vurduğu için canı yanıyormuş. Öğretmen açığı ve tahsildarlık konusu bu meyanda değerlendirilmelidir. Yoksa eğitimde derslik açığı nedeniyle ikili eğitim yapan okullar ve bundan kaynaklı sorunlar var. İkili eğitim nedeniyle öğrenci dolapları yapmak imkânsız. Öğrenciler gülle gibi çantalarla okula gidip geliyor. Kitaplar fasikül haline getirilemedi. Tekerlekli çantalarla okullara gidip gelenler var. Bu bir karikatür değil mi?  OKS-SBS gibi devamlı değişen ve bir türlü tutturulamayan elemeye dayalı sınav istemi, Makas daraltılmış ola bile meslek liseliler aleyhine katsayı uygulaması hala sorun. Kılık kıyafetin sorun olarak algılanması ve üniversite kapılarında yaşanan dram, eğitimin üniformal bir faaliyet olarak algılanması ve serbest kıyafete geçememe gibi sorunlar bütün çıplaklığı ile duruyor. KPSS konusunda yaşanan kopya iddiaları ve atama bekleyen öğretmenlerin yaşadığı ruh hali, Yeterli miktarda öğretmen açığı olduğu halde ataması yapılmayan öğretmen adaylarının dramı gibi listeyi çoğaltabiliriz.
 
Peki, farklı bir soru sorayım isterseniz. Eğitim sistemimiz gerçekten eğitiyor mu?
 
Bu en can alıcı soru diye düşünüyorum. Adam tabelasında ayakkabıcı yazan bir mağazaya girmiş. İki tane yönlendirme oku çıkmış karşısına. Bayan ayakkabıları için sağa, bay ayakkabıları için sola. Sağa devam etmiş dekorasyon göz kamaştırıyormuş. Az sonra yine iki ok işareti. Siyah ayakkabılar için sağa, kahverengiler için sola. Adam sağa devam etmiş az sonra yine iki ok işareti rugan ayakkabı için sağa, mat ayakkabı için sola. Adam bu kez sola girmiş ve az sonra iki ok işareti. Yazlık ayakkabı için sağa, kışlık için sola. Derken derken birden ÇIKIŞ yazan tabelayla karşılaşmış. Kapının önünde ayak ayaküstüne atmış puro içen mağazanın sahibi olduğu her halinden belli olan adamla karşılaşmış. Bayım, ayakkabılar nerede demiş. Mağaza sahibi müşteriye dönerek: Sen ayakkabıyı boş ver de sistem nasıl sistem demiş. Türk eğitim sisteminin en önemli açmazı bu. Eğitemiyoruz. Sonuca götüremiyoruz. Karakter eğitimi veremiyoruz. Sadece öğretiyoruz Önemli olan bilmek değildir. Pascal der ki; “bilgili insan diplomalı olan değil, işlediği her şeyi başkalarının hakkını çiğnemeden elde edebilendir” der. Toplumun hakkını ve hukukunu çalan çırpanların çoğunun çift diplomalı ya da okumuş insanlar olması öğretilip eğitilememe sorunudur. Türk eğitim sisteminin kendine özgü projelere ihtiyacı var. Cumhuriyet döneminde eğitim de iki özgün proje vardır. Birisi Köy Enstitüleri diğeri İmam Hatip Liseleridir. İkisi de kendi penceresinden bakıldığında başarılı uygulamalardır. Onun haricinde uygulanan sitem “gibi eğitim sistemidir.” Sefere giden Osmanlı askerleri içinden geçtiği bağdan aldığı üzümün bedelini dala asıyor. Bu gün aynısı olur mu? Bu onurlu yaklaşımın temelinde ne var? Şu an eğitim sistemimiz ahlak kazandıramıyor. Nietzche; “ahlak insanları burnundan sürüklemek için yaratılan bir araçtır” der. Toplumda eğitim seviyesi yükseliyor ama ahlak kazandırılamadığı için çöküşe gebe bir yaşam sürüyoruz. Uyuşturucu, şiddet, boşanmalar, aile kavramının aldığı darbeler batının yaşadığı çıkmaza doğru yol aldığımızı gösteriyor. Bu gün yaşadığımız sorun ekonomiden öte bir sorun. Unutulmamalı ki, toplumlar parasızlıktan değil ahlaksızlıktan çökerler.
 
Eğitimde ahlak kazandırılamamasının nedenleri neler?
 
Kendi medeniyet değerlerimizin eğitim müfredatına giydirilememesi en önemli sorun. Kendi dinine, kültürüne ve kökenine şaşı bakan marjinal kesimlerin organize olarak çıkardığı ses, çok daha dikkate alınıyor. Okullarda ahlak eğitimi adına verilecek örnek, bir saatlik Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersidir. O da bazı kesimlerce mahkemeliktir. Bir çiçekle bahar düşlenemeyeceği aşikârdır. Okullarda şiddet haberleri tırmandığında İmam Hatip Okullarında şiddet haberleri duymayışımıza kimse kafa yormuyor. Kul hakkı kavramını yüreklere indirmeden bu sorunu çözemeyiz. Erdem, toplum çıkarlarını kendi kişisel çıkarlarının önünde tutmaktır. Ya da Hz. Peygamberin deyişiyle; kendine yapılmadığını istemediğin şeyi başkasına yapmamaktır. Kul hakkı özümsenmeden bu gerçekleşmez. Toplumun en ileri gelen ailelerinden birisinin çocuğunun kız arkadaşını nasıl testere ile kestiği haberleri, annesini boğazlayanlar, aile içi ensest ilişkiler ne olacak bu halimiz sorusunu akıllara hücum ettiriyor. Yarın ne olacağını merak edenler varsa bu güne bakmalı. Cenap Şahabettin; “gündüz kandili hazırlamayan gece karanlığa razı demektir” diyor. Medeniyetler ittifakı diye camiyi, kiliseyi, havrayı birbirine yaklaştırıyoruz ama okul ile caminin arası hala açık. 
 
Sizce Çözüm nedir?
Ülkeler arası vize kalkıyor ama cami ile okul arası vize kalkmıyor. Din Kültürü dersinde namazı uygulamalı olarak camide göstermeye kalkan öğretmen neredeyse çarmıha gerilecekti. Namaz Hocası dağıtan öğretmen, Cakal Carlos gibi sunuldu. Yılbaşında okula Noel Baba getiren müdüre ses yok. Okulda namaz kılıyorlar diye öğrenciler terörist gibi büyük puntolarla verildi. Bunlar toplumun genelinin tepkisi değil. Organize olmuş bir grup hâkim sınıfın görüşü. Kendi görüşünü bütün toplumun görüşüymüş gibi sunma kurnazlıklarını deşifre etmeliyiz. Marjinal refleksler her zaman olur. Köyden kente göçen ailelerin yaşadığı yerlerdeki boynuzun kulağı geçme kabilindeki bozulmalar sağlam altyapı olmamasından kaynaklanır. Ülkeler arası vizeler kalkıyor, Yarın, AB ile vizeler kalktığı zaman ahlak yapısı oturmamış neslin yaşayacağı sorunlar bu gün kinden daha fazla olacaktır. Erime, çürüme ve asimile olmamanın temeli; medeniyet değerlerimize yaslanan hazmedilmiş bir eğitimden geçiyor. Etken miyiz yoksa edilgen mi? Eğitimi belki de yeniden kurgulamalıyız. Sistem paravan düşmanlar üretti ve düşmanlar üzerinden halkı ve meşru beklentileri terbiye etti. Gelinen noktada her şeyi daha iyi anlıyoruz. Eğitimde de paravan düşmanlarımız suni korkularımız var. Bunun için önce tabuların yıkılması lazım. Toplum suni çekişmeler yaşıyor ama sayaç aleyhimize işliyor. Kararlı ve tutarlı olup yol almak gerekiyor. Gerekirse seçmeli Ahlak, Kuran dersleri koymak lazım. Karma eğitim olabilir ama masaya yatırılmalıdır. Doğuda kız çocuklarının okula devamında yaşanan sıkıntı gerçekçi şekilde analiz edilmelidir. Bu sadece doğuda değil batıda da artık önemli bir sorundur. İnsanlarımızın ekseriyeti kızlarını liseye göndereceği dönem geldiğinde telaşlanıyor, kaygılanıyor. Caddelere “Haydi Kızlar Okula!” afişi asmakla sorun çözülmüyor. Okulun, çocuklarının ahlak yapısını bozduğunu düşünen ve çocuğunu göndermeyenler var. Müfredat ezberden hayat boyu öğrenme modeline geçti. Velilerde hayat boyu kaygı da devam ediyor. Her şey yeniden düşünülmeli. Ders kitaplarında bilgiden çok erdem hikâyeleri olmalı. Okullarda sosyal faaliyetler teorik ders saatinden aşağı olmamalı. Sivil toplum özgün projelerle eğitime paydaş hale gelmeli ve eğitim sadece Milli Eğitim Bakanlığına bırakılmamalı. 
 
Eğitimin sorunları bazen eğitimcilerin sorunları ile karıştırılıyor. Ama sorunları olan eğitimcilerin sorunsuz bir eğitimi ortaya çıkarması da düşünülemez. Eğitimcilerin sorunları neler?
 
Eğitimcilerin sorunları bu günlerde toplu görüşme masasında konuşuluyor ve çözüm için kapılar zorlanıyor. Eğitimcilerin hizmete ve ücrete dayılı sorunları var. Eğitimde iyi örneklerin öne çıkarılması ve eğitimcilerin hizmetiçi eğitimle daha verimli hale gelmeleri gerekiyor. Eğitim ağırlıklı bir televizyon kanalına acil ihtiyaç var. Okullar arası kaliteye yönelik rekabetin televizyon kanalıyla tetiklenmesi lazım. Özel kanaların böyle ulvi kaygıları ne yazık ki yok. Eğitim programları genelde geç saatlere serpiştiriliyor. En çok izlenme kuşağındaki magazin, eğlence programları ve paparazziler toplumu aşındırıyor. Eğitimcilerin ücrete dayalı sorunlarına gelince ek ders ücretine mutlaka ama mutlaka zam yapılamalı. Öğretmenler ek iş değil ek ders yapmalı. İkili eğitim yapan okullardaki idareciler haftada 12 saat devletten alacaklı durumdalar. Bu çarpıklık fark edilmeli. İdarecilerin 6 saat derse girme zorunluluğu nedeniyle bazı dersler boş geçiyor. Okullar sorunlardan arındırılmadığı için idareciler derse girmiş gibi yapmak zorunda kalıyorlar. Bu konudaki yanlışta ısrarın manası yok. Okullarda hafta sonu Hazırlık Kursları için dershane lobisinin yönlendirmesiyle yapılan yanlış düzenlemeden derhal ama derhal vaz geçilmeli. Sembolik ücretle, dershaneye gidebilen öğrencilerle fırsat eşitliği yakalamaya çalışan ailelerin çocuklarına kıyılmamalı. Merdiven altı eğitime müsaade edilmemeli. Öğretmenler isyan etti. Kurs açmak hamallık olarak görülüyor. Bu düzenlemeyi yapanlar hangi akla hizmet etti anlamakta güçlük çekiyorum.
 
Sayın Başkan, 2010–2011 eğitim öğretim yılı sorunsuz olarak başlayabilecek mi?
 
Anadolu’yu bilemiyorum ama İstanbul’da depreme hazırlık amaçlı güçlendirme ve yıkılıp yapılma kapsamına alınmış bir yığın okul var. Yıkılıp yapılması planlanan bazı okullar boşaltılmıştı. Yaz döneminde başlanamadığından bazı okullar geri okullarına taşınacak ve bir sonraki yıl başlanabilecek. Güçlendirmesi devam eden okullarda ise kaynak ayrılamadığından taşıma ihalesi yapılmayacak. Bu en önemli sorun olarak görünüyor. Öğrenciler taşıma olarak gidecekleri okullara kendi imkânları ile gidip gelecekler. Bu ailelerin tepkisine neden olabilir. Onun haricinde geçen yılkinden farklı bir şey olmayacaktır.
 
Sayın Başkan, gündem referandum ve eğitimcilerin referandum konusundaki duruşları nedir?
Referandum ile ilgili eğitimcilerin ekserisi evet diyor. Bazı konfederasyonların hayır diyeceğiz demeleri sadece ilgili konfederasyonların tepe noktalarının temayülünü yansıtıyor. Hatırlarsanız Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi darbecilerle birlikte Ulusal Birlik Hareketi oluşturup mikserliğe soyunanlar 3 gün sonra alttan gelen sağduyulu tepki nedeniyle çark etmişlerdi. Halk sağduyulu düşünüyor. Tepedekilerin vesayet altında verdikleri karar kendilerini bağlıyor. Bu sendikalar okulların açılması ile birlikte üyelerinin istifasının şokuyla sarsılacaklardır. Eğitimcilerin ekserisi CHP,  MHP, BDP, YARSAV, ERGENEKON, KAMU SEN, DİSK arasındaki “kutsal ittifakın!” ne manaya geldiğini biliyor.
 
Sayın Başkan, vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.
 
Ben teşekkür ediyor ve Bayramın, referandumun, yeni eğitim yılının güzelliklere vesile olmasını diliyorum.

kaynak: vakit gazetesi eğitim eki




Tarih : 05.09.2010  |  Okunma : 1454 Yazının puanıYazının puanıYazının puanıYazının puanıYazının puanıYazının puanıYazının puanıYazının puanıYazının puanıYazının puanı  

Arkadaşına Gönder
Yazıya Puan Ver


Yazarın şu an için başka yazısı bulunmamaktadır.


Bu yazı için henüz yorum yazılmamış.


Adınız Soyadınız


Yorumunuz
karakter daha yazabilirsiniz.







 
 
 ÖRGÜ İZMİR AĞRI ÇAN ŞAH örgü ığdır çan şahin

55
dd
dd
ss
aa
 
Sonuçlar ->>>
       Tüm Anketler ->>>
Fikir ve düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz? Hem de sitemizde kadrolu yazar olarak. Bunun için tek yapmanız gereken yazdığınız bir yazınızı, adınız soyadınız ve vesikalık bir resminizle beraber erdemlirehberim@hotmail.com eposta adresine göndermek.
Kayıtlı yazarımız olmak dışında isterseniz yazınızı yine yayınlatabilirsiniz. Her hangi bir yazınızın sitemiz "Sizden Gelen Yazılar" bölümünde yayınlanmasını isterseniz, buradan bize gönderebilirsiniz.
Fikirleriniz bizim için çok değerlidir...
 
Serbest Kürsü
Belirlenen konularda seviyeli ve özgürce tartışmanın yeni adresi. Serbest kürsüde her türlü görüşe yer var. İçeri girip tartışmaya katılmak için lütfen tıklayın
Şikayet Köşesi
Her türlü kamu kurum ve kuruluşu, özel sektör veya şahıslar hakkındaki şikayetinizi burada dile getirebilirsiniz. Şikayet bildirmek için lütfen tıklayın
Abdurrahman DİLİPAK
Batasuna, DTP ve PKK!
ALİ YALÇIN
EĞİTİMDE TABULAR YIKILMALI
EROL BATTAL
BUGÜN AKLIMA GÜZEL BİR DÜŞÜNCE GELDİ


 
çelik kapı
Copyright © ERDEMLİ FİRMA ve İLÇE REHBERİ 2009. Tüm Haklary Saklıdır.